Elektronik Sigara - Elektrikli Sigara

Kenan İmirzalıoğlu Sibel Arna’ya konuştu

admin 14 Ocak 2013 0
Kenan İmirzalıoğlu Sibel Arna’ya konuştu

Kenan İmirzalıoğlu Sibel Arna’ya konuştu

Mutlu mu, âşık olabiliyor mu, bir günü nasıl geçiyor, daralınca nasıl bir yere kaçıyor, neden her sabah maydanoz suyu içiyor? Kenan İmirzalıoğlu, 38 yaşında hayatta bulunduğu noktayı anlattı.

Nasıl bir dönemden geçiyorsunuz? 
- Genel olarak mutluyum. Çok çalıştık, güzel işler yaptık. Şimdi biraz hayatın keyfini sürme dönemine geçtik. Artık hayat daha değerli. Anın kıymetini bilmek lazım.

Entelektüel çıtayı yükseğe taşımak konusundaki takıntılarınız azaldı mı? Uğur Yücel ile çalıştığınız dönemlerde bu tarz konulara daha çok kafa yorardınız sanki…
-  Böyle bir farktan bahsedemeyiz. Günümüzde entelektüel bir şeyler oluyor da ben mi dahil olmuyorum? Keşke Uğur Abi ‘Yazı-Tura’ gibi filmler çekse de yine oynasam!

Film dışında da o dönemde biz sizi derin sohbetlerin yapıldığı masalarda daha çok görürdük. 
- O toplanmalarımız aynen devam ediyor ama artık magazin basınının bizi çekeceği yerlerde değiliz.  En önemli bilgiler ve tecrübeler de oralardan sağlanıyor. Sektördeki büyüklerimden çok beslendim. Asla “Oldum, tamam!” demem. Öğrenmeye, bilgiye, dünün önüne geçmeye açım ve şehvetliyim. Hayattan ancak böyle zevk alabilirim.

 

Set olmadığında rutin bir gününüz nasıl geçiyor?
- Sabah erken uyanamıyorum maalesef. Gece yaşamayı seviyorum. Önümdeki hedef, gece kuşundan gündüz adamına dönmek.

Geceleri ne yapıyorsunuz peki?
- Müzik, yemek, konuştuğumuz dost meclislerinde sohbetler…

Kimdir o meclislerin değişmez üyeleri?
- Erkan Can, Olgun Şimşek, Uğur Yücel, Uğur Abi’nin oğlu.

Yıllardır toplanıp toplanıp ne konuşuyorsunuz bu kadar? Bıkmaz mı insan?
- Memleket, sinema, siyaset… Yaşadığımız ülke Türkiye olduğu için kabul edersin ki hiç sıkıntı çekmiyoruz.

Hayatınızda müzik çok önemli…
- Sabah yüzümü yıkamadan evvel gider, amfilerimi açarım, ısınması için beklerim. İyi bir dinleyiciyim. Geniş bir yelpazem var. Müzik dinlememişsem, yemek yememiş gibi hissederim. Anadolu’nun her sesine ilgi duyuyorum. Ermeni müziklerinden Yahudi müziklerine, Süryani ayinlerine kadar. Hepsi dokunuyor… Eskiden metalciydim, yaş ilerledikçe blues ve caz dinler oldum.

Evet, müziği açtık… Sonra?
- Aç karnına egzersiz yapıyorum. Sigarayı bıraktığımdan beri vücudumla daha bir barıştım. Sigarayı bırakınca yaşam tarzınız değişiyor. En büyük pişmanlığımdan artık kurtuldum. Klasik bir Türk kahvaltısız güne başlamam. Tek vazgeçilmezim maydanoz. Her sabah maydanoz suyu sıkıp içiyorum. Hem C vitamini deposu hem de toksinleri atıyor, vücut ödem tutmuyor. Kahvaltıdan sonra spora giderim. Endorfin duygusuna bayılıyorum. Çiçeklerim var, onları nemlendirmeye vakit ayırırım. Dışarı da yemek yemeyi çok severim. Damak zevkimi itinayla tatmin ederim.

Bir de acıkınca siz siz değilsiniz galiba?
- Evet hipoglisemi hastasıyım, devreler kapanıyor, başka bir adam oluyorum. O an herkes benden nefret edebilir. Çok sinirli oluyorum, beynim sağlıklı çalışmıyor. Söylediğimden pişman da olmuyorum. Vicdan yok. Set şartları insülin dengesini bozuyor. Alakasız saatlerde yemek yiyoruz. Sadece bugünün problemi değil,
bir birikim.

BIYIKLAR YAZIN YÜN GİBİ KOKUYOR

 Bıyık sıkıntı vermeye başladı mı?
- Kullanımı kolay değil, zahmetli bir şey. Her sabah bir heyecan. Çünkü her sabah tıraş oluyorum ve bıyığımı düzgün kesmem gerekiyor. En çok yemek yerken zorlanıyorum. Dikkat etmediğimde mönü bıyığımdan okunabiliyor. Yazın sıcakta çok keyifli olmuyor, sürekli burnuma bir yün kokusu geliyor.

Sizden sonra bıyık modası iyice tavan yaptı… 
- Bıyık tamamen göreceli bir durum. Kimisinde babacan, kimisinde eğreti durur. Etrafımdaki kadınlar arasında bir anket yapmıştım. “Bıyığın kalmalı” diyen daha çok çıkmıştı.

Kimseyle paylaşmadığınız bir yaşam alışkanlığınızdan bahseder misiniz?
- Hamsi mevsimi, Rumeli kavağı’ndaki Kahraman’da hamsi yemeye uğraşıyorum. Karadeniz hamsisini yakaladıklarında veriyorlar, hemen gidiyorum.

Kaçış mekânınız neresi? Orada sizi rahatlatan şey ne?
- Bir yer var, önü deniz, arkası orman, havası çok nefis. Ormanda ciddi bir yürüyüş alanı var, bisiklet parkuru var, aynı zamanda ciddi bir tarihin içinde, efsaneleri de var. Oraya kaçmaktan mutlu oluyorum. İşletme sahipleri de gelenlere müşteri değil misafir olarak bakıyorlar.

Hayatınızda kendinizi en mutsuz çaresiz ve kırılgan hissettiğiniz dönem ne zamandı?
- Üniversiteyi kazanamadığım, babamın beni köye çağırdığı dönem. Kendimi çok yalnız hissediyor, Allah’ın beni unuttuğunu düşünüyordum. Meğer onun başka planları varmış.

Peki, hayatınızın en mutlu dönemi?
- 1999 depreminden hemen sonra. Bir tür bilgelik geldi. Her an deprem olabilir düşüncesiyle “Sevdiğim insanlara, sevgimi gösterebilirsem iyi olur” diyerek yaşadığım bir dönemdi. Keşke dememek için sevgi böceği oldum. Bir süre sonra egom bu duruşumu keşfetti, kendine durumdan pay çıkardı. “Böyle gidersem iki yıl sonra Nirvana’ya ulaşırım” gibi bir cümleler kurmaya başladım, üç ay sonra depresyona girdim. Egomun uyanmasıyla en mutlu dönemim kapandı.

Tekrar açabildiniz mi?
- Hâlâ çabalıyorum.

FACEBOOK’TA HAVA ATACAK DİYE…

 

Para hayatınızda ne kadar önemli?
- Sadece araç. Ama kazanmak kadar tutmak gerektiğini biliyorum. Onunla ilgilenen insanlar var ailemde. Maliye bakanı ben değilim, kültür ve sanatla ilgileniyorum.

Kadınların ilgisinden kendinizi meta gibi hissettiğiniz oluyor mu?
- Tabii ki bir dejenerasyon, kirlenme, saflığı yitirme, ezberden davranma oluyor. Ne kadar her insana onun gözünün içine bakarak davranmaya çalışsam da bazen kontrolden çıkıyorum. Çünkü bir yorgunluk var. 4 aydır öyle bir çalışıyorsunuz ki ilk defa gece dışarı çıkıyorsunuz, siz de herkes gibi eğlenip kafa dağıtmak istiyorsunuz, gece 02:30’da telefonla fotoğraf çektirmek istiyorlar. Ve bunu aklı başında görünen birinin yapıyor olması sizi daha çok acıtıyor. Mazur görmelerini rica ettikçe anlamamakta ısrar ediyorlar. Çıktığıma çıkacağıma pişman oluyorum. İyice içime kapanıyorum.  Böyle tavırlarla karşılaşınca bende de birtakım ezberler oluşmaya başladı. Bazen hiç hak etmeyen bir insana ters bir cevap verebiliyorsunuz. Hele açsam!

Ezberden konuşan Kenan’ı sevmiyorsunuz yani…
- Sevmiyorum. Ben o değilim ki…  Bir de kerliferli konuştuğun zaman “Biz Anadolu çocuğuyuz” diyen ağabeylerin benimle fotoğraf çektirmek istemelerinin beni sevmesiyle hiç ilgisi yok. Facebook’una koyacak, benim üzerimden hava atacak. Zaten söylüyor “Sayende hava atacaktık”diye. O an “Abi, ben de insanım” diyesin geliyor.

AŞK DİYE YAŞADIĞIMIZ ŞEYİN ADI TÜKETİM

 Peki, aşk? Bugünkü aşka dair kafanızdan neler geçiyor? 
- Her şey gibi aşkı yaşamak ve tüketmek de çok hızlandı. Aşk modası diye bir şey var. “Ya abi ben bi âşık olayım”, “Bu yaz hiç âşık olmadım” gibi cümleler duyuyorum. Bir âşık olma hevesi ve aynı hevesle o aşkı bitirme heyecanı var. “Bu bende yok” demiyorum. İnsanlar daha bir bencil artık. Yaşadığımız duyguların kıymetini bilmiyoruz. Ondan da ondan da ondan da…. olsun durumu var ya, burada bir şeye kanalize olurken acaba diğer şeyleri de kaçırıyor muyum endişesi bitiriyor her şeyi. Ben burada güzel duygular hissediyorum, bunun hakkını vereyim, buna emek vereyim motivasyonu çok çabuk kırılıyor.

İşiniz hepimizden daha zor. Kim bilir kafanızı ne çok karıştıran vardır…
- Bu kısmı Allah’a bıraktım. Kısmet diyorum. İnançlı bir insan olarak hiçbir zaman ümidimi yitirmiyorum.

“Benim de bir gün gözüme perde iner” diyor musunuz yani?
-  İnşallah ama zor. Bırakın beni,  herkes için zor. Günümüzün temposunda âşık olmak, evlilik yapmak çok emek, dikkat istiyor. İnsanların ağzından çıkana çok dikkat etmesi gerekiyor. Gandhi’nin bir sözü var: “Söylediklerinize dikkat edin; düşüncelere dönüşür… Düşüncelerinize dikkat edin; duygularınıza dönüşür… Duygularınıza dikkat edin; davranışlarınıza dönüşür… Davranışlarınıza dikkat edin; alışkanlıklarınıza dönüşür… Alışkanlıklarınıza dikkat edin; değerlerinize dönüşür… Değerlerinize dikkat edin; karakterinize dönüşür… Karakterinize dikkat edin; kaderinize dönüşür…” Biz özgürlük ve bireysellik adına her şeyi söylüyoruz ya, aslında bu çok tehlikeli. Bunları söylemek, düşünmek, yapmak, arada bir yapmak, daha sık yapmak kolaylaştı. Çağın aşkı ve sevgiyi algılama formatı gerçek aşk ve sevginin özü ile ne kadar uyuşuyor ondan emin değilim.

Peki, ya çocuk? Âşık olmadığınız bir kadından da çocuğunuz olabilir mi? 
- Bunlar o kadar başa gelmeden cevaplanamaz sorular ki… Annemin babamın ben ölene kadar yaşayacağını bilsem çocuk istemeyebilirim.

Erkeklerin de kabullendiği bir aktörsünüz. Sizce neden? 
- Belki aile yapılarımızı farklı görmüyorlar. En başından beri başka bir adam olmaya hiç öykünmedim. 90’ların başında imaj derdi çok fazlaydı. Her hafta yeni bir popçu çıkardı ve hepsinin başka bir imajı vardı. Ben ilk best model seçilip, Hürriyet’e ilk röportajımı yaptığım zaman olduğu gibi hayatımı anlatmıştım: “Ben köy çocuğuyum, köyde doğdum, babam çiftçi” Çok eleştiri  aldım sonradan, “Sen en iyi manken seçilmişsin,  köyden bahsedilir mi?” diye. İmaj derdine ailemi mi unutacağım? Bizim halkımız samimi bir durum varsa onu kaçırmıyor. Belki Türk erkekleri de bu yüzden seviyor beni.

Keşke galalarda herkes smokin giyse 

Son yıllarda modaya daha yakın bir duruşunuz var…
- Kip’le olan işbirliğim bana şık giyinmeyi sevdirdi, rahat giyim takıntımı ortadan kaldırdı. 10 sene öncesinde ödül töreninde ne giyeceğimi önemsemez, “Ne var canım kazakla da gidilir!” derdim. Şimdi herkesin Oscar törenlerindeki gibi jilet olmasını istiyorum törenlerde. Papyonlu, smokinli. Buna biraz daha önem vermeye başladım. Bunlar belki hayatın süsü ama hayat böyle güzel.

Hem inançlıyım, hem günahkarım

  Türkiye gitgide muhafazakârlaşıyor. Sizden ileride Said Nursi ve Yunus Emre’yi canlandırmanızı isteseler? 
- Hakkını veren bir senaryo olursa tabii ki içerisinde olurum. Elhamdülillah Müslüman’ım. Allah kabul ederse inançlı bir insanım, bir taraftan da bir günahkarım.

Fotoğraflar: Emre Yunusoğlu
Mekân: Ortaköy House Otel
Styling: Kip Tasarım Direktörü Müge Süar
Kıyafet: Kombinlerin tamamı KİP 2013 sonbahar-kış koleksiyonuna ait.

 

Yorum Bırakın »